BÜYÜKÇEKMECE KÖPRÜSÜ






İstanbul'un Büyükçekmece ilçesinde E5 Karayolundan geçerken, gece de olsa gündüz de olsa mutlaka göreceğiniz çok kemerli bir köprü var. 


Kanuni Sultan Süleyman döneminde Mimar Sinan'ın ustalık eserlerinden biri olan köprü, Marmara Denizi ile Büyükçekmece Gölü arasında iki yakayı birleştirmektedir. Bugün sadece yayaların kullanımına açık olan köprünün doğusunda güzel bir park da bulunmaktadır. 





Mimar Sinan, anılarını ve çalışmalarını anlattığı "Tezkiretü'l - Bünyan ve Tezkiretü'l - Ebniye" adlı kitaplarında köprünün öyküsünü şöyle anlatmaktadır:




Kanuni Sultan Süleyman bir sabah şehirden uzaklaşıp çevreyi gezmeye çıkar. Büyükçekmece Gölü yakınlarına geldiğinde insanların yıkık dökük bir köprüden karşıya geçmeye çalıştıklarını görür. Mimarbaşından köprünün durumu hakkında bilgi ister. Mimar Sinan yaptığı incelemelerden sonra Sultan Süleyman'a;



"Padişahım, bunun binasının dayanıksız olup yıkılmasının nedeni şudur: Hazineden para sarfında gerekeni bütünüyle yapmamışlar, köprüyü denizden uzaklaştırıp kıyıya yakın, bataklık bir alana düşürmüşler. Bundan dolayı temeli devrilmiş, yıkılıp harap olmuş. Kısacası, deniz tarafı hem sığ hem de sağlam yer olduğundan köprünün deniz tarafında yapılması daha uygundur." der.




Bunun üzerine Sultan Süleyman yeni bir köprünün yapımı için emir verir. Kısa bir süre sonra da Zigetvar seferine çıkar. Köprünün yapımı 1566 yılında başlar. 





Büyükçekmece Köprüsü, birbirinden farklı uzunlukta dört köprüden oluşmaktadır. Bu dört köprünün birleşme yerlerine üç yapay adacık yapılmış, köprüler bu adacıklar üzerinden birbirine bağlanmıştır. 7 metre genişliğindeki köprü 635 metre uzunluğundadır.

1567 yılında köprü tamamlandığında seferden dönen ordu, Kanuni Sultan Süleyman'ın cenazesini taşımaktaydı. Yani Sultan Süleyman, Mimar Sinan'ın bu şaheserini dünya gözüyle görememiştir.  




Biz köprüyü aşıp doğusundaki parka ulaştığımızda karşımıza çıkan geniş alanda bir Mimar Sinan heykeli karşıladı bizi. Keşke arkasına o reklam panosunu biraz daha düşünerek yerleştirselermiş! 




Reklam panosunu fotoğrafa dahil etmeden heykeli biraz daha yakından çektim. Parkın başka bir köşesinde Kanuni Sultan Süleyman'ın da bir heykeli vardı. 





Park heykeller açısından oldukça zengin. Yunus Emre'nin heykeli..





Mevlana Celaleddin Rumi'nin heykeli..




Ve Karagöz ile Hacivat'ın heykeli.. Bir dakika, bunlardan birinin kıyafetinin yeşil olması gerekmiyor muydu?.. Bunlardan hangisi Hacivat acaba?..






Parkta heykellerden başka oturup bir şeyler yiyip içebileceğiniz mekanlar da var. 





Bu mekanların her biri yurdumuzun ayrı bir köşesinden lezzetler sunuyor; Tokat Sofrası, Adıyaman Sofrası, Diyarbakır Sofrası, Kıbrıs Sofrası, Trabzon Sofrası gibi.. Biz Mersin Sofrası'na oturduk. Menüde elbette ki, tantuni de var..








Karagöz ile Hacivat heykelinin hemen arkasındaki yapı dikkat çekici..






Bu günlerde yeni bir sergiye evsahipliği yapmaya hazırlanan bu yapı, Sultan Süleyman Kervansarayı'dır. Zamanında kurşunla kaplı çatısı nedeniyle Kurşunlu Han olarak da anılır. Mimar Sinan'ın eseridir. 




Kurşunlu Han'ın hemen yanındaki sokakta Sokullu Mehmet Paşa Camisi karşımıza çıkıyor. Minaresi dikkat çekici.. Minber şeklinde hazırlanmış. Bu nedenle de bu tip minarelere minber-minare denir.



Bu minber-minare tek parça taştan oyularak yapılmış. Nasıl bir çalışmanın, nasıl bir emeğin ürünü, hayal etmesi bile zor... 



Bu da caminin hemen önündeki çeşme.. 





Artık yavaş yavaş parktan ayrılırken Sokullu Mehmet Paşa Camisi Kurşunlu Han'ın önünden parka dönüp baktığımızda, böylesi tarihi bir mekana gereken değerin ve önemin verildiğini görüyoruz.



Bizim çıktığımız geçit, aslında parka giriş yeriymiş. Bir taksiye binip büyük şehrin trafiğine karışıyoruz.




Mimar Sinan ve..






..muhteşem köprüsü, artık bizim de anılarımızda ve sayfalarımızda.











Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Instagram Fotoğrafları