Bled Gölü dağların arasında ormanların yeşiline boğulmuş bir manzara sunuyor. Ancak gölün kıyısında yükselen 130 metrelik sarp kaya, bu manzarada hemen fark ediliyor. Eski çağlarda yaşayanlar için üzerine bir kale yapıp güvenle yaşanabilecek bir yer. Üstelik manzara da yanında hediye.
Dağ Perileri
Çok eski zamanlarda burası göl değilmiş. Yemyeşil bir vadiymiş. Gündüzleri çobanlar bu vadide koyunlarını otlarmış. Geceleri ise dağ perileri vadinin çimleri üzerinde dans ederlermiş. Ancak koyunların otladığı yerlerde çimler istedikleri gibi yumuşak olmazmış. Bunun üzerine periler, çobanlardan bir çit çekmelerini istemiş. Koyunlar çitin ötesinde otlamaya devam etsinler, dans ettikleri alandaki çimler de yumuşak kalsın istemişler. Çobanlar bu isteği ciddiye almamışlar; ne çit çekmişler, ne de perilere bir alan bırakmışlar. Günün birinde perilerden biri dans ederken bacağı kırılınca, periler çok kızmış. Dağlarda akan dereleri ikna edip vadiyi suyla doldurmuşlar. Kendileri için de dans edebilecekleri bir alan ayırmışlar. Gölün içinde koyunların gelip çimlerini bozamayacağı bir ada. Yıldızlı gecelerde periler burada dans etmeye devam ediyorlarmış.
Perilerin anlattığı hikâye güzel ama Bled Gölü'nün oluşum öyküsü elbette başka. Bilim insanlarına göre uzun zaman önce bölgede bulunan buzulun erimesiyle bölge günümüzdeki halini almış.
Pletna adı verilen teknelerle dağ perilerinin yıldızlı gecelerde dans ettiği adaya doğru ilerliyoruz. Güçlü bir arkadaş asılıyor küreklere, adaya gidiyoruz. Kulak kabartıyorum, gölün dibindeki çan sesini duyar mıyım diye. Biraz daha suya eğiyorum başımı.
Batık Çan Efsanesi
1500'lü yıllarda Bled Kalesi'nin yöneticisi olan Hartman Kreigh, pek de sevilmeyen biriymiş. Köylüler onun acımasız baskısından bunalmışlar. Ve bir gün olanlar olmuş; Hartman Kreigh ortadan kaybolmuş. Soyguncular mı dersiniz, yoksa ondan bıkıp usanan köylüler miydi bu işin sorumlusu bilinmez. Ancak bir daha onu gören olmamış.
Evine dönemeyen Kreigh için belki de sadece karısı Poliksena üzülmüş, yas tutmuş. Sevgili kocasının anısını yaşatabilmek için sandığındaki altın ve gümüşlerden bir çan yaptırmış, Bled Gölü'nün ortasındaki adacıkta yer alan kilise için. Böylece çan her çaldığında kocasını anacak, onun anısını yaşatacaktı. Kayıkçılar çanı adacığa taşırken bir fırtına kopmuş, kocaman dalgalar kayığı devirmiş ve değerli yükünü batırmış.
Kocasından sonra onun hatırası için yaptırdığı çanı da kaybeden Poliksena, bu acılara dayanamamış, Roma'da bir manastıra yerleşmiş. Zaman sonra Papa onun acıklı hikayesini duyunca üzülmüş ve yeni bir çan yaptırıp Bled Gölü'ndeki adacığa göndermiş.
Rivayet edilir ki, gölün derinliklerinden Poliksena'nın yaptırdığı çanın sesi günümüzde hala duyulurmuş.
Nerelisiniz diye soruyor kürekleri çeken arkadaş. Türkiye diyoruz. "Sen buralı mısın?" diye soruyorum, evet diyor. "Peki gölün dibindeki çanın sesini duydun mu?" Kahkahayı basıyor. "Hayır, ben sadece kilisedeki çanın sesini duyuyorum."
Yaklaşık 20 dakika sonra adaya çıktık.
Bled Adası'ndaki Kilise
Adada 99 basamaktan oluşan bu merdiven var. Biz gezmek için geldik, soluk soluğa kalsak da basamakları çıktık. Bu kilisede evlenmek isteyen çiftlerin nikâhı da kıyılıyormuş. Ve geleneğe göre damat beyler, gelin hanımları bu basamaklarda kucaklarında taşımalıymışlar. Olur ya, Slovenyalı bir kadın ile evlenmek istersiniz veya gelin hanım bu kilisede evlenmek isterse, şimdiden kaslarınızı güçlendirmeye bakın. Demedi demeyin...
Hıristiyanlığın yaygınlaşmasından önce adada bir pagan tapınağı varmış. Zamanla tapınağın yerini kilise almış ve kilise 17. yüzyılın ortalarında bugünkü görünümüne kavuşmuş. Kilisenin 52 metre yüksekliğindeki çan kulesi dikkat çekici. Aynı zamanda bir gözetleme kulesi olarak kullanılmış.
Adanın çevresini yürüdük. Bir an gölün dibindeki batık çanın sesini duyduğumu sandım ama değildi. Kilisenin çanı çalıyordu. Perileri göremeden adadan ayrıldık.



