MARAŞ KALESİ




Kahramanmaraş, Akdeniz bölgesinin doğusunda yer alır.



Kısa bir iş gezisi için yolumuz düşmüştü Kahramanmaraş'a.. İş dışında biraz dondurma yemeye ve biraz da gezmeye zamanımız kalmıştı. Bize ilk gösterdikleri yer kale oldu. 

Kalenin MÖ 1.yüzyıl ile MS 2.yüzyıl arasında inşaa edildiği tahmin ediliyor. Bir tepenin üzerinde yer alan kalenin harika bir manzarası var.

Aşağıdaki fotoğrafta yakın planda görünen caminin adı Ulu Cami..




Bu kalede Maraş'ın nasıl Kahramanmaraş olduğunun hikayesi yazılıydı:


29 Ekim 1919 günü Fransız kuvvetleri Maraş'ı işgal ederler. Bölgede yaşayan Ermeniler büyük bir coşkuyla Fransız askerlerini ellerinde bayraklarla karşılar. Yüzlerce yıl Türkler ile beraber yaşamış olan Ermeniler çok mutludur.

26 Kasım 1919 gecesi bir Ermeni, işgalci Fransız komutanının onuruna bir balo düzenler. Baloya Türkler katılmazlar. Baloda Fransız komutan Ermeni bir genç kız ile dans etmek ister, ancak reddedilir:

"Şehirde Türk bayrağı dalgalandığı sürece sizinle dans edemem"

27 Kasım 1919 gecesi Maraş Kalesi'nde dalgalanan Türk bayrağı sessiz sedasız indirilerek yerine Fransız bayrağı çekilir.



28 Kasım 1919 sabahı bir cuma gününe uyanan Maraşlılar, kalede dalgalanan Fransız bayrağını görürler. 

Avukat Mehmet Ali Bey, hasta yatağında bir bildiri hazırlar. Bu bildiri bütün camilerde okunur:



"Ey Necip Osmanlı Milleti, vaktine hazır ol. Binüçyüz seneden beri Hz. Allah'ı ve Peygamber-i zişanını hizmetinle razı ettiğin bir din ölüyor. Yani ecdadının kanı pahasına fethettiği bir kalenin burcundaki alsancağın, bugün Fransızlar tarafından indirilip yerine kendi bayrağı konuldu.



Şimdi acaba yerine koyacak, sende birkaçyüz illam gayreti hiç mi yok?



Karışıklık arzu etmeyelim yalnız pürvakar ve azametli olarak o alsancağımızı geri yerine koyalım. Tekrar kemal-i muhabbetle yerlerimize dönelim. Korkma, korkma seni buradaki birkaç Fransız kuvveti kıramaz. Sen mütevekkilen Allah'a mevcudiyetini gösterecek olursan, değil birkaç Fransız kuvveti hatta bütün Fransız milleti kıramaz buna emin ol"


Cuma saatinde Maraşlılar Ulu Cami'de toplanmaya başlarlar. Namazın sünneti kılınır, caminin imamı Rıdvan Hoca minbere çıkar, hutbeye başlayacağı sırada dışarıdan bir ses duyulur:

"Sancağı çıkarın!"

Cemaat cevap verir:

"Sancaksız namaz kılınmaz."

Bunun üzerine caminin imamı Rıdvan Hoca:

"Hürriyeti olmayan bir milletin Cuma Namazı kılması caiz değildir."

Minberdeki sancak alınır ve tüm cemaat kaleye doğru ilerler. Karşılarına çıkan Fransız askerleri silahlı bir çatışmayı göze alamazlar, geri çekilirler. Bir kenara atılmış olan Türk bayrağı yerine asılır ve cuma namazı o bayrağın gölgesinde kalede kılınır.




Bu azim ve kararlılık karşısında Fransızlar ve Ermeniler çok şaşırırlar.


Halk kaleden indikten sonra hükümet konağına ilerler. Orada işgalciler ile tartışmalar ve kavgalar yaşanır. İşgal komutanı olayları tırmandırmamak için geri adım atar.








Bu azim ve kararlılık karşısında Fransızlar ve Ermeniler çok şaşırırlar.

Halk kaleden indikten sonra hükümet konağına ilerler. Orada işgalciler ile tartışmalar ve kavgalar yaşanır. İşgal komutanı olayları tırmandırmamak için geri adım atar. 



Ertesi gün Türkler ile konuşmak ve onları sakinleştirmek için sokağa çıkar. 

"Bir bez parçasından başka bir şey olmayan bayrak için dün bu kadar gürültü yaptınız. İstesem hepinizi yok edebilirdim, yapmadım. Yarın top tüfek kullanacak olursam ne yaparsınız? Çoluk çocuğunuza acımıyor musunuz?"


Aşıklıoğlu Hüseyin adlı bir genç cevap verir:


"Ben anamdan doğdum kalede bayrağımı gördüm. Ölünceye kadar da göreceğim. Biz bütün Türkler böyleyiz. Onu görmemek için ya kör olmak ya da ölmek lazım. Kör değilim. O halde onu görmezsem öldüm demektir. 


Hem bilir misiniz, bayrak için ölmek bizde şehit olmaktır ve en büyük şereftir. Yalnız ben değil, küçük-büyük, kadın-erkek bütün Maraşlı Türkler, her Cuma sabahı uyanınca ilk önce kaleye bakar, bayrağımızı görürüz. Yaşadığımızı anlar ve Allah'a şükrederiz. 


Sen bizi topla tüfekle susturacağını sanma. Bir gün senin silahlarınla karşılaşacak olursak, biz çoluk çocuğumuza top tüfek sesi duyurmayız. Önce onları biz öldürürüz, sonra evlerimizi ateşe veririz. Arkamızda bekleyenimiz, ağlayanımız kalmadıktan ve şehir külolduktan sonra da karşına çıkarız. O zaman istersen bütün dünyanın silahlarını getir, bizi ölümden korkutamazsın."



Bu konuşmadan sonra şu söz, milli mücadelenin parolası olacaktır:



"MARAŞ BİZE MEZAR OLMADAN, DÜŞMANA GÜLZAR OLAMAZ"



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Instagram Fotoğrafları