Type Here to Get Search Results !

Avusturya Hallstatt'ta Bir Kemik Evi



Avusturya'nın dağlar arasına sıkışmış küçük bir kasabası olan Hallstatt'a ilk bakışta masal diyarı dersiniz. Hallstätter Gölü'nün kıyısında, dar sokaklarında her pencere ve balkon rengarenk çiçeklerle süslenmiştir. Ama bu masalın içinde gözlerden kaçan tuhaf bir oda var. Pfarrkirche Maria Himmelfahrt Şapeli'nin bahçesindeki Kemik Evi (Beinhaus) olarak bilinen bir oda.


Kapı biraz gıcırdayarak açıldı, içeri girdim. İçeride yüzlerce kafatası sanki bana bakıyordu. Burası fazla eşyalarımızı sıkıştırdığımız depolara benziyordu. Düzenli ama penceresiz ve biraz da havasız bir odada, üst üste yığılı kemikler. Sadece spot bir ışık içeriyi aydınlatıyordu. Bir müze veya bir sergi evinde değil de, bir korku tünelinde gibiydim.
Hallstatt'a bir kilisenin bahçesindeki Kemik Evi'ni görmek için geldim.

Birden kapı tekrar gıcırdayınca irkildim. Çekik gözlü genç bir adam içeri girdi. Belli ki o da böyle bir oda görmeyi beklemiyordu, yüzündeki şaşkınlığı gördüm. İçeri girince beni başıyla selamladı. 



İkimiz de tek tek kafataslarını incelemeye başladık. Her kafatasında yazılar vardı. Sanırım o da benim gibi, o son kafatasını arıyordu. 1983 yılında ölen teyzenin kafatasını. 

Sonunda buldu, gülümseyerek bana da işaret etti. Ben de sevindim. Aşağıdaki fotoğrafta, sağdaki mumluğun yanında. Altın dişi hala parlıyordu.



Hallstatt'ta 18. yüzyılda halk, ölenlerini gömecek yer sıkıntısı yaşamaya başlamış. Dağ ve göl arasında dar bir alandaki Hallstatt'ta mevcut mezarlık yetmeyince mezarlıkları sırayla boşaltmaya karar vermişler. Çıkardıkları kemikleri güzelce temizledikten sonra buraya depolamışlar.

Bugün Kemik Evi (Beinhaus) dense de burası gerçekten bir depo. Burada bin iki yüz tane kafatası varmış. Kimlere ait oldukları unutulmasın veya karıştırılmasın diye her birinin üzerinde adları, doğum ve ölüm tarihleri yazılmış ve süslenmiş. Bu süslemelerin her birinin anlamı var. Örneğin; defne yaprağı zaferi, sarmaşık yaşamı, gül aşkı, meşe ağacı da şöhreti simgeliyormuş.

Hallstatt'ta ölenleri gömme sorunu devam edince kilise, 1970'li yıllarda naaşların yakılmasına izin vermeye başlamış. Bu izinden sonra, kemik evine kemik depolama azalmış.

Hallstatt'a geliş nedenim "Pfarrkirche Maria Himmelfahrt" adlı bir şapelin bahçesindeki Kemik Evi'ydi. Çekik gözlü adam ile birlikte, dünyanın farklı yerlerinden Halstatt'a gelerek ilginç bir hikayesi olan bu odada yığılı insan kemiklerini inceliyorduk.



1983 yılında ölmeden önce, teyze de bizim gibi bu odaya girmiş ve çok etkilenmiş olmalı. Hatta belki bu kafataslarından bazılarını canlıyken tanıyordu. "Benim kafatasımı da bu odaya koyun," diye vasiyet etmiş. 1995 yılında vasiyetini yerine getirmişler. Kafatasını temizleyip odaya koymuşlar. 


Çekik gözlü adam son kez teyzenin kafatasının önünde durdu. Saygıyla eğildi ve çıktı. Ben kaldım. Teyzenin altın dişi hâlâ parlıyordu. Burada, bin iki yüz Hallstattlı ile birlikteydi.

Ölümden sonra bile nerede ve ne şekilde ‘kalacağını’ seçmek… tuhaf olduğu kadar cesur bir karardı.



Yorum Gönder

2 Yorumlar
* Please Don't Spam Here. All the Comments are Reviewed by Admin.
  1. Benim kafatasım da bu odayı görsün 🙏🏻😍

    YanıtlaSil

Subscribe Us