Resim 1. Ağva Harita |
İstanbul Üsküdar sahilinde 139A no'lu otobüsle Ağva'ya doğru yola çıktık. Güzergah Ümraniye içinden geçtiği için şehir trafiğinden kurtulmak zaman aldı. Şile'ye kadar olan 97 km'lik yol yaklaşık 2 saat sürdü. Şile'de yolcu indirip bindirdikten sonra, yaklaşık yarım saat beklemişizdir, Ağva'ya doğru yolumuza devam ettik.
Şile-Ağva arasındaki yol ormanın içinden geçiyor ve çok dönemeçli. Aylardan Kasım olduğu için orman sararmıştı ve muhteşem görünüyordu. Böyle anlarda arabam olmadığına üzülüyorum. İstediğim gibi inip uzun uzun fotoğraflamak isterdim. Neyse.. en azından gözümüz bayram etti.
Ağva'ya vardığımızda yaklaşık üç saattir otobüsün içinde çalkalanmıştık. Aslında karnımız açtı, hemen bir şeyler yemek istedik. Fakat sahile doğru yürüyüp biraz nefes almak daha cazip geldi.
Fotoğraf 1. Ağva |
Kasım ayında Ağva'ya gelirken her türlü hava koşulunu kabullenmemiz gerektiği biliyorduk. Bütün sahil bomboştu, ancak kuvvetli rüzgar yüzümüze çarpıyor, tepemizde de yağmur bulutları dolaşıyordu.
AĞVA, İKİ DERE ARASINDA KURULMUŞ KÖY
AĞVA, İKİ DERE ARASINDA KURULMUŞ KÖY
Resim 2. Ağva Harita |
Ağva, Karadeniz'e dökülen iki derenin arasında yer edinmiş kendine. Zaten Ağva, Latince iki dere arasında kurulmuş köy anlamında bir kelimeymiş. Hiç de haksız sayılmazlarmış. Buraya Ağva demeyeceksiniz de nereye diyeceksiniz..
Yağmur yağarsa ıslanmayalım diye, biraz da kalacağımız oteli aramakla uğraşmayalım diye, otele gidebilmek için bir taksi sorduk. Çağırıyorum dedi adam. Ancak özel bir araç geldi. Sebebini sorduğumda, zaten Ağva'da iki tane taksi varmış, onlar da bazen İstanbul'a giderlermiş. Onlar yokken bu özel araç yardımcı oluyormuş.
Fotoğraf 2. Ağva |
Kalacağımız otel nehrin karşısında kalmıştı. Karşıya nasıl geçecektik?.. Otelin görevlisi bizi karşıladı, üzerinde oturacak sıralar olan bir dubaya davet etti, biz şaşkın bir şekilde bindikten sonra dubayı bağlı olduğu halat yardımıyla karşıya geçirdi.
Fotoğraf 3. Ağva |
Bir uçtan diğer ucu sadece 2 km olan köyü gönül rahatlığıyla gezemeyecektik, çünkü yağmur bulutları hala gökyüzünü kapatıyordu. Bir taksiyle biraz dolaşmayı uygun gördük.
KİLİMLİ KOYU
Fotoğraf 4. Ağva |
"Sizi Kilimli Koyu'na götüreyim" dedi genç şoför. İtiraz etmedik. Yaz aylarında tıklım tıklım olduğuna hiç şüphe etmediğimiz harika bir kumsal bomboştu. Yukarıdaki fotoğrafa göre sol tarafta, yani Kilimli Koyu'nun batısında kayalıklar var.
Fotoğraf 5. Ağva |
Fotoğraf 6. Ağva |
GELİN KAYASI
Fotoğraf 7. Ağva |
Bu kayalıkların arasında adına Gelin Kayası denilen bir kaya varmış. Beyaz olduğu için bir geline benzetilen kayaya bu isim verilmiş. Hangisi mi?.. Biz de bilemedik. Gelin başına benzeyen kaya düşmüş...
Bu fotoğrafları çektiğimiz tepede güzel bir restoran var, bu rüzgarlı günde sıcak bir şeyler içmek iyi geldi. Bizden başka da müşteri yoktu zaten. Kendilerine demledikleri çaydan ikram ettiler bize de..
Fotoğraf 8. Ağva |
Ağva'nın batısından denize dökülen derenin adı Göksu Deresi, doğusundan dökülen derenin adı ise Yeşilçay Deresi. Yukarıdaki fotoğraftaki dere Yeşilçay Deresi. Balıkçı teknelerinin sığınağı aynı zamanda.
AĞVA CAMİ
AĞVA CAMİ
Fotoğraf 9. Ağva |
Acıkmıştık. Gözümüze bir Karadeniz pidecisini kestirdik. Hoşsohbet bir pideci karşıladı bizi.. Ağva'yı konuştuk. Karşı köşedeki ahşap camiyi gösterdi bize; Ağva Camii.. 1999 depreminde hasar görünce camiyi yıkıp yeniden yapmışlar. "Bence yıkılmasına gerek yoktu, onarılabilirdi" dedi..
Fotoğraf 10. Ağva |
Ağva bize çok bulutlu fotoğraflar bıraktı. Daha çok gezebilirdik, olmadı.. Kasım ayında şansımız bu kadarmış. Daha sıcak aylarda belki tekrar geliriz..